صدقة جارية

◈ مواقيت الصلاة حسب توقيتك المحلي ◈

صدقة جارية
مباشر

إذاعة القرآن الكريم
من المملكة العربية السعودية

Radio
استمع الآن للبث المباشر
◈ آيـة الـيـوم ◈
...
◈ أذكار الصباح والمساء ◈
أَصْبَحْنَا وَأَصْبَحَ الْمُلْكُ لِلَّهِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ، لاَ إِلَهَ إلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ
0 / 1
أصْبَحْنَا عَلَى فِطْرَةِ الإسْلامِ، وَعَلَى كَلِمَةِ الإخْلاصِ، وَعَلَى دِينِ نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ ﷺ
0 / 3
أَمْسَيْنَا وَأَمْسَى الْمُلْكُ لِلَّهِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ، لاَ إِلَهَ إلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ
0 / 1
بِاسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
0 / 3
◈ الباقيات الصالحات ◈
سبحان الله
الحمد لله
لا إله إلا الله
الله أكبر
لا حول ولا قوة إلا بالله
0
اللهم صلِّ وسلم على نبينا محمد
0
أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ
0
Surah Mürselat Suresi

Türkçe

Surah Mürselat Suresi - Aya count 50

وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا ﴿١﴾

Andolsun birbiri ardinca gönderilenlere,

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا ﴿٢﴾

Büküp devirenlere,

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا ﴿٣﴾

Yaydikça yayanlara,

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا ﴿٤﴾

Seçip ayiranlara,

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ﴿٥﴾

Bir ögüt birakanlara,

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ﴿٦﴾

Gerek özür için olsun, gerek uyari için,

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ ﴿٧﴾

Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktir.

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿٨﴾

Hani o yildizlar silindigi zaman,

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ﴿٩﴾

Gök yarildigi zaman,

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿١٠﴾

Daglar savruldugu zaman,

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ﴿١١﴾

Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ﴿١٢﴾

Bunlar hangi güne ertelendiler?

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ﴿١٣﴾

Hüküm gününe..

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ﴿١٤﴾

Bildin mi, nedir o hüküm günü?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٥﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿١٦﴾

Biz, öncekileri helak etmedik mi?

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ ﴿١٧﴾

Sonra geridekileri de onlara katariz.

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ﴿١٨﴾

Biz suçlulara böyle yapariz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٩﴾

O gün yalanlayanlarin vah haline!

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ ﴿٢٠﴾

Biz sizi âdi bir sudan yaratmadik mi?

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ ﴿٢١﴾

Onu saglam bir yerde oturttuk.

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ ﴿٢٢﴾

Belli bir süreye kadar.

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ﴿٢٣﴾

Demek ki biçimlendirmisiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٤﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ﴿٢٥﴾

Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadik mi?

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا ﴿٢٦﴾

Gerek diriler, gerekse ölüler için.

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا ﴿٢٧﴾

Orada yüksek yüksek daglar oturtup da size bir tatli su sunmadik mi?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٨﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿٢٩﴾

(Kiyameti yalanlayanlara söyle denir): "Haydin gidin o yalanladiginiz seye dogru."

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ ﴿٣٠﴾

"Haydi gidin o üç çatalli gölgeye (cehenneme)."

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ﴿٣١﴾

O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ ﴿٣٢﴾

O, saray gibi kivilcimlar atar.

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ ﴿٣٣﴾

Sanki o kivilcimlar, sari sari (erkek deve sürüleridir).

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٤﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿٣٥﴾

Bugün, konusamiyacaklari gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾

Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٧﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ﴿٣٨﴾

Bu, iste o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladik.

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ ﴿٣٩﴾

Bir hileniz varsa beni atlatin.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٠﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ ﴿٤١﴾

Kuskusuz takva sahipleri gölgeler altinda ve pinar baslarindadir.

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾

Canlarinin çektiginden türlü meyveler arasindadirlar.

كُلُواْ وَٱشْرَبُواْ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾

(Onlara): "Yaptiklariniza karsilik afiyetle yiyin, için" (denir).

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ﴿٤٤﴾

Iste biz güzel amel isleyenleri böyle mükafatlandiririz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٥﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

كُلُواْ وَتَمَتَّعُواْ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾

Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsiniz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٧﴾

O gün yalanlayanlarin vay haline!

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُواْ لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾

Onlara: "Rüku edin" denildigi zaman etmezler.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٩﴾

Vay haline o gün yalanlayanlarin!

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾

Artik bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?